İBADETİN EN HAYIRLISI FIKIH OKUMAKTIR. (S.A.S.)
AİLE, EVLİLİK, NİKAH, BOŞANMA, TİCARET, CEZA, MİRAS HUKUKU
FIKIH : (İslam hukuku) İslam’ın kişisel ve sosyal hayata dair ameli (Amel: Niyet ve iradeye bağlı olarak yapılan dünya veya ahirette ceza mükafat konusu olan iş, davranış ve bilinçli yapılan fiil.) hükümlerini bilmeyi ve bu konuyu inceleyen bir ilim dalını ifade eder.
İslam dini hak’lar ve adalet üzerine kurulmuş bir dindir. O kadar ki, yüce Rabb’im yaratıklarının üzerinde hak sahibi olduğu gibi, yarattıklarının da kendi üzerinde hak sahibi olması lutfunda bulunmuştur. Benim sizde hakkım varsa sizinde bende hak’larınız vardır demiştir, bu açık ifadeyle tamamen böyledir. Annenin daha karnında taşımaya başladığında çocuğu’nun üzerinde hak sahibi olduğu gibi çocuğunda anne üzerinde hak sahibi olması Allah-u Tâala’nın kurmuş olduğu sistem ve nizamın mükemmelliğinden-dir. Bu sadece Yaratan yaratılan, anne çocuk arasında olan bir şey değildir! Tüm yartılmışların birbiri üzerinde hakları vardır. Eşrefi mahlukat (yaratılanların en şereflisi, en üstün vasıflarla donatılmışı) olarak bizlere düşen Allah’ın kurduğu sistem ve nizam içinde Halifetullah sıfatına yaraşır şekilde diğer insanlara, mahlukata, nebatat’a, eşyaya hak ve adaletle yaklaşmaktır. Kendimize yapılmasını istemediğimiz muhamele’yi başkasına yapmamak kadar basit bir nizamdır bu ki ! sonu insan olmaktır. Unutmamalıyız ki en büyük makam, rütbe İnsan olmak, Allah’ın rızasını kazanmaya çalışan kul olmaktır.
HİLAF : Sözlükte karşı gelmek, aykırı davranmak, muhalefet etmek, zıtlaşmak gibi anlamlara gelmektedir. Fıkıhçılar arasında ortaya çıkan görüş farklılıklarını anlatmak için de kullanılmıştır.
HİLAF İLMİ: Fıkıh mezhepleri arasındaki ihtilafları konu edinen ilim dalı. Asliyat’ta kalben anlaya bilme hissedebilmedir.
İLM-İ LEDÜN : Bütün ilimler Allah katından gelir. Ancak, zahiri ilimler melek ve Peygamber aracılığı ile gelirken ilm-i ledün doğrudan aracısız olarak Hak’tan ilham yolu ile gelir. HİLAF İLMİ de İLM-İ LEDÜN’ dür.
ŞUNU SAKIN UNUTMAYALIM TÜM AŞIRILIKLARDAN UZAK HEP ORTA YOLDA OLALIM EMİN ADIMLARLA KALP SESİMİZE KULAK VEREREK İSLAMI YAŞAYALIM ÖNCE MUHAMMEDİ OLALIM KİMSENİN DEDİĞİNLE DEĞİL GÜVENİLİR KAYNAKLARDAN (KUR-AN VE HADİSLERDEN) OKUYARAK, ARAŞTIRARAK, DÜŞÜNEREK, İLİM SAHİBİ OLMASAKTA DOĞRUYU, HAKKI, ADALETİ Kendimize yapılmasını istemediğimiz muhameleyi başkasına yapmamayla bulalım.
AYET’LER – HADİSLER
AİLE, EVLİLİK, NİKAH, BOŞANMA, TİCARET, CEZA, MİRAS,
AİLE :
- ALLAH, size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adalet’le hükmetmenizi emrediyor.
Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor ! Şüphesiz ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. ( Nisa suresi: 58 )
- ALLAH’tan korkun ve çocuklarınızın arasını (ihsanda=iyilik etmekte hatta sevmede bile) eşit tutun ALLAH’tan korkun ve nitekim çocuklarınızın size iyilik etmelerini sevdiğiniz gibi adalet le eşit muamele yapın. HADİSİ ŞERİF (Ramuz’ul EHADİS /121)
Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:
Allah Resulü'nü (a.s.) şöyle buyururken işittim: "Herhangi bir kimse bile bile babasından başkasına ait olduğunu ileri sürerse muhakkak nankörlük etmiş olur. Kendisine ait olmayan bir şeyi iddia eden, bizden değildir ve o kişi ateşte oturacağı yere hazırlanmalıdır. Her kim öyle olmadığı halde bir kimseyi kâfirlikle itham eder yahut ona Allah'ın düşmanı derse, dediği söz kendisine döner."
Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Babalarınızı terk etmeyiniz. Her kim babasını reddederek terk ederse, nankörlük yapmış olur."
Sahih-i Müslim'deki hadis numarası [Sadece Arapça]: 94
Sa'd b. Ebu Vakkas (r.a.) şöyle anlatır:
Ben şu kulaklarımla, Allah Resulü'nün (a.s.), "Her kim Müslüman olduğu halde babasından başkasına, babası olmadığını bilip dururken babalık nesebi iddia ederse, o kişiye Cennet haramdır" buyurduğunu duymuşumdur.
Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle nakletmiştir:
Allah Resulü'ne (a.s.): Hangi amel en faziletlidir? diye sordum. "Vaktinde namaz kılmaktır" buyurdu. Sonra hangisidir? dedim: "Ebeveyne iyilik etmektir" buyurdu. Sonra hangisidir? dedim: "Allah yolunda cihat etmektir" buyurdu. Kendilerine sıkıntı vermiş olmasaydım daha çok soru soracaktım.
Ebu Bekra (r.a.) şöyle anlatır:
Allah Resulü'nün (a.s.) yanında bulunuyorduk. Üç defa "Büyük günahların en büyüğünü size söyleyeyim mi?" buyurdu. Sonra onları şu şekilde saydı: "Allah'a şirk koşmak, ebeveyne eziyet etmek ve yalan yere şahadet etmektir (yahut: Yalan söylemektir)." Allah Resulü dayanmakta iken doğrulup oturdu ve bu son sözü durmadan tekrar ediyordu. O derece tekrarladı ki hatta biz; keşke sussa, diyorduk.
Enes'in (r.a.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) büyük günahlar olarak şunları saydı: "Allah'a ortak koşmak, ebeveyne eziyet etmek, cana kıymak ve yalan söylemektir."
NİKAH :1493 6003 5978 5973 4181 6111 1531 2140 2123 768 5261 910
Abdullah b. Mesûd'un (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Alkame şöyle anlatır: Ben Mina'da Abdullah b. Mesûd ile beraber yürüyordum. Derken, Osman b. Affan Abdullah'a rastladı ve onunla konuşmaya başladı. Osman, ona: "Ey Ebu Abdurrahman! Seni genç bir hanımla evlendirsek, olur ki sana geçen zamanından gençliğinin ve kuvvetinin bir kısmını hatırlatır" dedi. Abdullah cevaben: Sen böyle söylediysen Resulüllah'da (a.s.) bize şöyle buyurmuştur: "Ey gençler topluluğu! Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa hemen evlensin. Zira evlilik gözü (haramdan) daha çok uzaklaştırıcı, iffeti de çok daha koruyucudur. Evlilik külfetine güç yetiremeyenler ise oruç tutsun. Çünkü oruç, şehveti kıran bir şeydir."
Enes'ten (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:
Hz. Peygamber'in ashabından bir gurup, onun özel olarak yaptığı iş ve ibadetlerini öğrenmek maksadıyla, zevcelerine müracaat etmişlerdi. Gerekli bilgileri aldıktan sonra, bunlardan birisi: Ben, kadınlarla evlenmeyeceğim; diğeri: Ben, et yemeyeceğim; ötekisi de: Ben döşekte uyumayacağım, diye söylendiler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (a.s.) Allah'a hamd ve sena ettikten sonra: "Bazı kimselere ne oluyor ki, şöyle şöyle demişler. Ama ben hem namaz kılar, hem uyurum. Bazen oruç tutar bazen de tutmam. Kadınlarla da evlenirim. İşte her kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir."
Sa'd b. Ebu Vakkas (r.a.) şöyle anlatıyor:
"Resulüllah (a.s.) Osman b. Mazûn'un kadınlardan ve Dünya lezzetlerinden uzak durmasına izin vermedi. Eğer Hz. Peygamber onun uzletine izin verseydi, biz husyelerimizi çıkartıp hadımlaşırdık."
Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Yanımızda kadınlar bulunmadığı halde biz Resulüllah (a.s.) ile beraber gazveye giderdik. Bu sebeple; erkeklik yumurtalarımızı çıkartıp hadım mı olsak? dedik. Fakat Resulüllah bizi hadım olmaktan nehyetti. Sonra bize belli bir müddet içinde elbise mukabilinde bir kadınla nikâhlanmamıza ruhsat verdi. Bundan sonra Abdullah b. Mesûd:Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Çünkü Allah sınırı aşanları sevmez. ayetini okudu.
Cabir b. Abdullah (r.ahm.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah'ın (a.s.) habercisi yanımıza çıkıp gelerek: "Şüphesiz Hz. Peygamber istimta yani kadınlarla muta nikâhı yapıp bir araya gelmenize izin verdi" demiştir.
Cabir b. Abdullah (r.ahm.) şöyle haber vermiştir:
Resulüllah'ın (a.s.) habercisi yanımıza çıkıp gelerek: "Şüphesiz Hz. Peygamber istimta yani kadınlarla muta nikâhı yapıp bir araya gelmenize izin verdi" demiştir.
Ali b. Ebu Talib'den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
Resulüllah (a.s.) Hayber günü kadınların, muta suretiyle nikâh edilmesini ve evcil eşeklerin etlerinin yenmesini yasak etmiştir.
Ali b. Ebu Talib'den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
Resulüllah (a.s.) Hayber günü kadınların, muta suretiyle nikâh edilmesini ve evcil eşeklerin etlerinin yenmesini yasak etmiştir.
Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Kadın halasıyla veya teyzesiyle, bir nikâh altında tutulamaz" buyurmuştur.
İbn Abbas'ın (r.ahm.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.) ihramlı olduğu halde Meymune ile evlenmiştir.
İbn Ömer'in (r.ahm.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.), şiğar suretiyle nikâhtan nehyetmiştir. Şiğar nikâhı; aralarında mehir olmaksızın bir kimsenin kızını diğerine, o da kızını kendisine vermek şartıyla nikâh etmesidir.
Ukbe b. Âmir'in (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Uyulması gereken en haklı şart, kadınları helalliğinize almanızı sağlayan şarttır" buyurmuştur.
Ebu Hureyre'nin (r.a.) bildirdiğine göre:
Resulüllah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Dul kadın kendisiyle istişare edilmedikçe nikâh edilemez. Kız da kendisinden izin alınmadıkça nikâh olunamaz." Orada bulunan sahabeler: "Ey Allah'ın Resulü! Bakire bir kızın izni nasıl olur?" diye sordular. Hz. Peygamber: "Onun izni susmasıdır" buyurmuştur.
Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Resulüllah (a.s.) beni altı yaşımda iken nikâh etti. Dokuz yaşına geldiğimde ise benimle zifafa girdi. Aişe (r.ah.) sözlerine devamla: Medine'ye geldik ve ben bir ay sıtmaya tutuldum. Bu sebeple saçlarım dökülmüştü. Sonra tekrar saçlarım büyüyerek omuzlarıma kadar indi. Bir defasında arkadaşlarımla birlikte tahtaravalli oynuyordum. Derken annem mmü Ruman bana doğru geldi ve beni çağırdı. Hemen yanına vardım. Beni ne yapacağını bilmiyordum. Annem elimden tuttu ve beni evin kapısı önünde durdurdu. Bende yorgunluktan dolayı "heh, heh" diye soluyordum. Nihayet kendime gelmiş, rahat nefes almaya başlamıştım. Sonra Ümmü Ruman beni bir odaya aldı. Bir de ne göreyim Ensar'dan bir takım kadınların huzurundayım. Bu kadınlar: Hayırlı, uğurlu ve mübarek olsun dediler. Ümmü Ruman, beni onlara teslim etti. Kadınlar başımı yıkayıp bana çeki düzen verdiler. Kuşluk vakti Resulüllah ansızın çıka geldi. En sonunda kadınlar beni ona teslim ettiler.
Hz. Aişe (r.ah.) şöyle rivayet etmiştir:
Rifaa'nın karısı Peygamber'e (a.s.) gelerek; ben Rifaa ile evli idim. Beni üç talâkla boşadı. Sonra ben de Abdurrahman b. Zebir ile evlendim. Fakat Abdurrahman'ın erkeklik aleti şu elbise saçağı gibi (gevşek) dir dedi. Resulüllah gülümseyerek: "Sen tekrar Rifaa'ya mı dönmek istiyorsun? Hayır, sen ikinci kocan Abdurrahman'ın balcığından o da senin balcığından tatmadıkça dönemezsin" buyurdu. Aişe sözlerine devamla: Ebu Bekr'de Peygamber'in yanında bulunuyordu. Halid b. Saîd b. As ise kapıda kendisine izin verilmesini bekliyordu. Halid: Ey Ebu Bekr! Bu kadının Resulüllah'ın huzurunda açık açık ne söylediğini işitmiyor musun? dedi.
İNSAN 3503 3504 3506 2515 244 5102 1589 2218 184-190 5752
BOŞANMA-Üç talak 5836 5837 5991 4227 56 5841 5354 5355 2884 1459 2114
Hz. Aişe (r.ah.) şöyle rivayet etmiştir:
Rifaa'nın karısı Peygamber'e (a.s.) gelerek; ben Rifaa ile evli idim. Beni üç talâkla boşadı. Sonra ben de Abdurrahman b. Zebir ile evlendim. Fakat Abdurrahman'ın erkeklik aleti şu elbise saçağı gibi (gevşek) dir dedi. Resulüllah gülümseyerek: "Sen tekrar Rifaa'ya mı dönmek istiyorsun? Hayır, sen ikinci kocan Abdurrahman'ın balcığından o da senin balcığından tatmadıkça dönemezsin" buyurdu. Aişe sözlerine devamla: Ebu Bekr'de Peygamber'in yanında bulunuyordu. Halid b. Saîd b. As ise kapıda kendisine izin verilmesini bekliyordu. Halid: Ey Ebu Bekr! Bu kadının Resulüllah'ın huzurunda açık açık ne söylediğini işitmiyor musun? dedi.
İbn Ömer (r.ahm.) anlatıyor:
Kendisi Resulüllah (a.s.) zamanında karısını hayız halinde iken boşamış, Ömer b. Hattab (r.a.) ise, bu durumu Hz. Peygamber'den sormuştur. Resulüllah cevaben şöyle buyurmuştur: "Abdullah'a söyle karısını geri alsın. Sonra kadın temizlenip tekrar hayız görüp de tekrar temizleninceye kadar ona yaklaşmasın. Bundan sonra artık isterse nikâhında tutar, dilerse tekrar bir araya gelmeden önce onu boşar. İşte kadının bu iki kirlenmesi ve temizlenmesi müddeti, erkeklerin kadınları boşamaları için Yüce Allah'ın emrettiği iddet müddetidir."
İbn Abbas (r.ahm.):
"Kişinin karısını kendine haram kılması kefaret vermeyi gerektirir" demiştir. Yine İbn Abbas: Şüphesiz ki, Allah Resulü sizin için pek güzel bir örnektir demiştir.
Hz. Aişe (r.ah.) şöyle nakletmiştir:
Resulüllah (a.s.) hanımlarını muhayyer kılmakla emrolunduğu zaman bu işe benden başladı ve bana: "Sana bir şey söyleyeceğim; ancak ebeveynine danışmadan cevap vermekte acele etme" buyurdu. Aişe sözlerine devam ederek: Hz. Peygamber (a.s.) annemle babamın ondan ayrılmamı istemeyeceklerini kesinlikle biliyordu. Sonra bana şu ayeti okudu: Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer Dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle salıvereyim. Eğer, Allah'ı, Peygamber'ini ve Ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır. Ben hemen: "Bunun nesi için ebeveynime danışacakmışım! Elbette Allah ve Resulü ile Ahiret yurdunu isterim" dedim. Daha sonra, Peygamber'in diğer eşleride benim yaptığımın aynısını yaptılar.
Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatıyor:
"Resulüllah (a.s.) bizi muhayyer bıraktı. Ancak, biz bunu talâk saymadık."
Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
Hz. Peygamber (a.s.) kadınlarından uzaklaştığı vakit Mescide girdim. Bir de ne göreyim insanlar üzüntülerinden çakıl taşları ile yeri eşeliyor ve: Resulüllah hanımlarını boşamış diyorlardı. Bu hadise örtünme emri gelmeden önce idi. Ömer: "Bu işi bugün mutlaka öğrenirim" dedim. Aişe'nin yanına vararak: "Ey Ebu Bekr'in kızı! İşi Resulüllah'a eziyet verecek dereceye vardırdın öyle mi?" dedim. Hz. Aişe: "Benden sana ne, ey Hattab oğlu? sen kendi kusuruna bak!" dedi. Bunun üzerine Hafsa'nın yanına vardım ve ona: "Ey Hafsa! Senin şerefin Resulüllah'a eziyet verecek dereceye vardı mı? Yemin olsun, senin de çok iyi bildiğin gibi, Resulüllah seni sevmiyor. Ben olmasaydım, seni mutlaka boşardı" dedim. Bundan dolayı Hafsa çok ağladı. Ben ona: "Resulüllah nerededir?" diye sordum. Hafsa: "O yatak odasındaki kilerindedir" cevabını verdi. Hemen oraya vardım. Birde baktım, karşıma Resulüllah'ın Rabah adındaki hizmetçisi çıktı. Kilerin alt eşiğine oturmuş, ayaklarını ağaçtan oyulma (merdiven gibi) bir şeyin üzerine sarkıtmıştı. Bu üzerine oturulan şey, Resulüllah'ın inip çıkarken merdiven olarak kullandığı bir hurma kütüğü idi. Ben: "Ey Rabah! Resulüllah'ın huzuruna girmek istiyorum bana izin iste!" diye seslendim. Rabah bir odaya baktı, sonra bir de bana. Fakat bir şey söylemedi. Ben tekrar: "Ey Rabah, benim için Resulüllah'tan izin iste!" dedim. Rabah yine odaya baktıktan sonra, bana hiçbir şey söylemedi. İki defada bana izin verilmeyince, sonra sesimi yükselterek: "Ey Rabah! Peygamber'in huzuruna girmek istiyorum; benim için izin iste! Zannediyorum ki, Resulüllah, benim Hafsa için geldiğimi düşünüyor. Yemin olsun, Allah Resulü bana emrederse, Hafsa'nın boynunu vurmaya hazırım" dedim. Bu arada sesimi biraz yükseltmiştim. Bunun üzerine Rabah bana; yukarı çıkmamı işaret etti. Hemen Resulüllah'ın huzuruna girdim. O, bir hasır üzerine yaslanmıştı. Ben de oturdum. Örtüsünü üzerine çekti. Üstünde bundan başka bir şey yoktu. Hasır yan tarafına iz bırakmıştı. Resulüllah'ın odasına şöyle bir göz gezdirip baktım, Sa' miktarı bir avuç arpa, odanın bir köşesinde o miktarda karaz yaprağı, baş ucunda bir de asılı deri. Bu manzara karşısında göz yaşlarımı tutamayıp ağlamaya başladım. Hz. Peygamber: "Niçin ağlıyorsun ey Hattab oğlu?" buyurdu. Ben de: "Ey Allah'ın Peygamber'i! Niçin ağlamayayım ki, işte hasır yan tarafına iz bırakmış. İşte odan ve içindekiler. Diğer tarafta Kayser ile Kisra meyveler ve nimetler içinde yüzmektedirler. Sen ise Allah Resulü ve en seçkin kulu olduğun halde işte şu küçücük hüzün yeri olan odacığın!" dedim. Resulüllah (a.s.): "Ey Ömer! Dünya nimeti onların, Ahiret saadeti de bizim olmasına razı değil misin?" buyurdu. Ben de: "Evet! Elbette razıyım." dedim. Yanına girdim gireli yüzünde öfke eseri görüyordum. Nihayet: "Ey Allah'ın Resulü! Hanımlarının hâlinden gücüne giden şey nedir? Onları boşadı isen şüphesiz, Allah seninle beraberdir. Melekler de, Cebrail ve Mikail, ben, Ebu Bekr ve bütün müminler de seninle beraberiz." dedim. Ve Allah'a hamd ederek söylüyorum ki, söylediğim sözü Allah'ın tasdik buyuracağını ummadığım konuşmalarım azdır. İşte bunun üzerine şu ayet-i kerimeler nazil olmuştur: Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha iyi eşler verebilir. Ve eğer Peygamber'e karşı birbirinize arka verirseniz bilesiniz ki onun dostu ve yardımcısı Allah, Cebrail ve müminlerin iyileridir. Bunların ardından melekler de (ona) yardımcıdır. Ebu Bekr'in kızı Aişe ile Hafsa, Peygamber'in diğer hanımlarına karşı birbirlerini tutuyorlardı. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Sen onları boşadın mı?" diye sordum. Hz. Peygamber (a.s.): "Hayır" cevabını verdi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Mescide girdiğimde, Müslümanlar çakıl taşları ile yerleri eşeleyip: Resulüllah kadınlarını boşamış diyorlardı. Aşağıya inip de sizin hanımlarınızı boşamadığınızı onlara haber vereyim mi?" dedim. Hz. Peygamber: "Evet, istersen haber verebilirsin" buyurdu. Yüzündeki öfke alâmetleri ortadan kalkıncaya kadar onunla konuşmaya devam ettim. Nihayet dişleri görülünceye kadar tebessüm etti. O insanlardan dişleri en güzel olanı idi. Sonra Hz. Peygamber (a.s.) bulunduğu yerden aşağı indi. Ben de onunla indim. Ancak, ben basamaklı kütüğe tutunarak iniyordum. Resulüllah ise yerde yürür gibi ona eliyle dokunmadan indi. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Odada yirmi dokuz gün kaldın." dedim. Peygamber (a.s.): "Ay, yirmi dokuz gece olur." buyurdu. Bunun üzerine ben Mescidin kapısında durarak olanca sesimle: "Resulüllah, hanımlarını boşamamıştır!" diye bağırdım. Bu arada şu ayet nazil oldu: Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Peygamber'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz. Bu işi ben anlayıp ortaya çıkarmıştım. Yüce Allah da tahyir ayetini inzal buyurdu.
Sübeya (r.ah.) şöyle rivayet etmiştir:
Ömer b. Abdullah, Abdullah b. Utbe'ye mektup yazarak, Sübeya'nın yanına varıp, ona kendi hadisini ve Hz. Peygamber'e fetva sorduğunda kendisine ne cevap verdiğini sormasını emretmiş. Ömer b. Abdullah da, Abdullah b. Utbe'ye cevabi mektubunda Sübeya'nın kendisine şunları haber verdiğini bildirmiştir: Sübeya, Benu Âmir b. Lüey soyundan, Bedir gazvesine katılmış olan Sa'd b. Havle ile evliymiş. Daha sonra, bu zat hanımı hamile iken Veda haccında vefat etmiştir. Kocasının vefatından çok geçmeden karısı doğurmuş. Nifasından temizlendikten sonra kendisini isteyecekler için giyinip kuşanmış. Bu sırada Abdüddar oğullarından Ebu Senabil b. Bakek onun yanına gelip: "Seni giyinip kuşanmış ve süslenmiş olarak görüyorum. Anlaşılan evlenmek istiyorsun. Yemin olsun dört ay on gün geçmedikçe kesinlikle evlenemezsin!" demiş. Sübeya: "O zat bana bunu söyleyince geceleyin üzerimdeki elbiseyi çıkardım. Sonra Resulüllah'a giderek bu meseleyi ona sordum. Bana doğumumu yaptığım andan itibaren evlenmenin benim için helal olduğunu, istersem evlenebileceğimi, söyledi."
Peygamber'in (s.a.v) hanımı mmü Habibe'nin (r.ah.) rivayet ettiğine göre:
Zeynep bt. Ebu Seleme şöyle anlatıyor: Ben, babası Ebu Süfyan vefat ettiği zaman Peygamberin (a.s.) hanımı mmü Habibe'nin yanına vardım. mmü Habibe, içinde sarı renk bulunan bir koku, "haluk" yahut başka bir şey istedi. Bundan, önce bir cariyeye sürdü. Sonra da bu boyadan kendi iki yanağına sürdü ve şöyle dedi: Yemin olsun, benim böyle koku ve boya ile süslenmeğe ihtiyacım yoktur. Ancak ben Resulüllah'ın minber üzerinde şöyle buyurduğunu işittim: "Allah'a ve Ahiret gününe iman eden bir kadına ölü için üç günden fazla yas tutmak helal değildir. Sadece kocası için dört ay on gün yas tutabilir."
Zeynep bt. Cahş'ın (r.ah.) rivayet ettiğine göre:
Zeynep bt. Ebu Seleme şöyle anlatıyor: "Bir defasında erkek kardeşi vefat ettiği zaman Zeynep bt. Cahş'ın yanına girmiştim. O da bir koku isteyip, bundan süründü. Sonra şöyle dedi: "Yemin olsun benim hiçbir kokuya ihtiyacım yoktur. Ancak ben Resulüllah'ı (a.s.) minber üzerinde: "Allah'a ve Ahiret gününe iman eden bir kadının, kocasından başka bir ölü için üç günden fazla yas tutup ziynet ve süsünü terk etmesi helal olmaz. Ancak, kadının kocasının ölümünden dolayı dört ay on gün yas tutup ziynet ve süsü terk etmesi bundan müstesnadır" buyurduğunu işittim.
mmü Seleme (r.ah.) şöyle rivayet etmiştir:
Bir kadın Resulüllah'a (a.s.) gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Kızımın kocası vefat etti. Gözlerinden rahatsızdır. Ona sürme çekebilir miyim?" diye sordu. Hz. Peygamber (a.s.) iki veya üç defa hep hayır cevabını verdi ve sonra da şöyle buyurdu: "Bu iddet ancak dört ay on gündür. Halbuki sizden birisi cahiliye döneminde bir sene bekledikten sonra bir deve tezeği atar böylece yastan çıkmış olurdu."
mmü Atiye'den (r.ah.) rivayet edildiğine göre:
Resulüllah (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir kadın, kocası hariç herhangi bir ölü için üç günden fazla yas tutamaz. Kocasının ölümü üzerine dört ay on gün yas tutar. Bu süre içinde Yemen kumaşı hariç boyanmış kumaş giyemez, sürme çekemez, koku da sürünemez. Yalnız hayızdan temizlendiği zamanlarda bir parçacık "kust" veya "ezfar" sürünebilir."
Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Ve eğer bir kadın kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse... ayeti şöyle bir kadın hakkında indirildi: Kadın, bir erkeğin nikâhında olur ve uzun zaman geçinir. Neticede erkek o kadını boşamak ister. İşte böyle olan kadın kocasına: Sen beni boşama da beni yanında alıkoy, buna karşılık sen benden yana serbest ol! der. İşte bu ayet bunun için nazil oldu.
Ticaret 4882 4433 6227 ORTAKLIK 1031 2606 2704 6 5185 5220 618 5099 2231 5220 5962 603 4548 2349
Şer-i ceza 3417 3418 5359 2151 6024
Şehvet 6359
RIZA 4884 4069 6378 6388 6359
RİBA=FAİZ 14 5064 4309 3548 3545 5801 5767
Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.), "Helak edici olan yedi şeyden uzak durunuz" buyurdu. Ey Allah'ın Resulü! Onlar nedir? denildi. Allah Resulü: "Allah'a şirk koşmak, sihir yapmak, bir hak karşılığı olması dışında Allah'ın haram kıldığı bir cana kıymak, yetim malı yemek, faiz (yoluyla elde edilen kazancı) yemek, düşmana hücum sırasında harpten kaçmak, zinadan uzak durmuş (onu hatırından bile geçirmeyen) Müslüman kadınlara zina isnat etmek" buyurdu.
MİRAS 205 2103 4503 4504
İbn Abbas'ın (r.ahm.) anlattığına göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Miras paylarını, Kur'an'da bildirilen sahiplerine veriniz. Bu paylardan geriye bir şey kaldığında o, baba tarafından en yakın olan erkeğe aittir."
Cabir b. Abdullah'ın (r.ahm.) anlattığına göre:
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: "Herhangi bir kimseye umra suretiyle bir mal hibe edilirse o mal (cahiliye dönemindekinin aksine bağışlayanın değil) artık hibe edilen kimsenin ve onun çocuklarının malı olur. Çünkü o, hibe edilen kimsenin mülkiyetine girer ve onu bağışlayan kimseye dönmez. Zira yapılan bu bağışa mirasçıların hakkı taalluk etmiştir."
Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.) "Umra suretiyle bağış yapmak caizdir" buyurmuştur.
Sa'd b. Ebu Vakkas (r.a.) şöyle anlatmaktadır:
Veda haccında ölüm tehlikesi geçirdiğim hastalığımda Hz. Peygamber (a.s.) beni ziyaret etti. Ben: Ey Allah'ın Resulü! Hastalık ve ağrılarım bu dereceye varmıştır. Ben varlıklı bir insanım. Bir tek kızımdan başka varisim yoktur. Bu yüzden malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi? diye sordum. Hz. Peygamber: "Hayır," cevabını verdi. Ben: Yarısını edeyim mi? dedim. Hz. Peygamber yine: "Hayır" dedi ve: "Üçte birini tasadduk et, üçte bir de çoktur. Ey Sa'd! Senin, varislerini zengin bırakman, onları muhtaç ve halka ellerini açar bir halde bırakmandan daha iyidir. Ey Sa'd! Allah rızası için yaptığın her harcamanın karşılığını mutlaka alacaksın. Hatta (yemek yerken) hanımının ağzına koyduğun bir lokmadan da ecir alacaksın" buyurdu. Ben devamla: Ey Allah'ın Resulü! (Siz Medine'ye döneceksiniz de) ben burada dostlarımdan geride mi kalacağım? diye sordum. Hz. Peygamber: "Hayır, sen geriye bırakılmayacaksın. (Eğer burada kalır da) iyi amel yaparsan elbette onunla merteben yükselir. Belki de burada uzun süre kalırsın da birtakım kimseler senden faydalanır; bazı kimseler de zarar görür. Rabbim! Ashabımın hicretini tamamla, onları gerisin geri çevirme. Ancak, çaresiz olan Sa'd b. Havle'dir," buyurdu. Ravi: Sa'd b. Havle'nin Mekke'de ölmesinden dolayı Hz. Peygamber'in ona çok üzüldüğünü söylemiştir.
Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
Hz. Peygamber (a.s.) vefat ettiği zaman hanımları, Osman b. Affan'ı Ebu Bekr'e göndererek Peygamber'den kendilerine düşecek mirası istemeyi kararlaştırdılar. Aişe de onlara; Hz. Peygamber: "Biz Peygamberler miras bırakmayız. Bizim bıraktığımız mal sadakadır" buyurmadı mı? diye karşılık verdi.
Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.), "Helak edici olan yedi şeyden uzak durunuz" buyurdu. Ey Allah'ın Resulü! Onlar nedir? denildi. Allah Resulü: "Allah'a şirk koşmak, sihir yapmak, bir hak karşılığı olması dışında Allah'ın haram kıldığı bir cana kıymak, yetim malı yemek, faiz (yoluyla elde edilen kazancı) yemek, düşmana hücum sırasında harpten kaçmak, zinadan uzak durmuş (onu hatırından bile geçirmeyen) Müslüman kadınlara zina isnat etmek" buyurdu.
KADIN 3059 5240 5604 1239 5778 5774 5841 769 2875 1641 5878 4378 4352 1493 5747 5673 2893 2894 5604 5786 5616 3398 6039 6040 528 2891 2972 1463 1464 3146 3244 1460 492 2204 2146 2105 2131 2115 1461 3864 6162 3846 4890 3836 5970 5899 4502 1460 1461 1462 1463 1464 4618 4434 3506 562 697 1817 360 3954 20 3506
mmü Süleym'den (r.ah.) nakledildiğine göre:
mmü Süleym (r.ah.), Hz. Peygamber'e (a.s.) erkeğin gördüğü şeyi, uykusunda iken gören kadının durumunu sordu. Allah Resulü (a.s.): "Kadın bunu gördüğü zaman yıkansın" buyurdu. mmü Süleym, "Kadının görmesi olur mu?" demekten utandığım halde bunu sordum. Bunun üzerine Allah'ın peygamber'i: "Evet, yoksa (çocuktaki annesine) benzerlik nereden olur? Erkeğin suyu galiz (koyu) ve beyazdır. Kadının suyu ise ince ve sarıdır. Bu iki sudan hangisi baskın gelir, yahut ileriye geçerse işte benzerlik ondan olur" buyurdu.
mmü Seleme (r.ah.) şöyle anlattı:
mmü Süleym, Hz. Peygamber'in yanına geldi ve: Ey Allah'ın Resulü! Şüphesiz Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Bir kadın ihtilam olursa gusül etmesi gerekir mi? diye sordu. Allah Resulü (a.s.): "Suyu (meniyi) gördüğünde, evet" cevabını verdi. Hemen mmü Seleme: Ey Allah'ın Resulü! Kadınlar da ihtilam olur mu? dedi. Bunun üzerine Allah Resulü: "İki eli toprakla dolasıca! (Bu olmasa) çocuğu kendisine ne ile benzeyebilir?" buyurdu.
ZULM 2170 5338 5106 4782 4878 4904 3429 5851 985 5038 5545 5551 4292
İFTİRA 5194
ÇOCUK 3572 837 1157 6130
MENİ 4389 6236 615
mmü Seleme (r.ah.) şöyle anlattı:
mmü Süleym, Hz. Peygamber'in yanına geldi ve: Ey Allah'ın Resulü! Şüphesiz Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Bir kadın ihtilam olursa gusül etmesi gerekir mi? diye sordu. Allah Resulü (a.s.): "Suyu (meniyi) gördüğünde, evet" cevabını verdi. Hemen mmü Seleme: Ey Allah'ın Resulü! Kadınlar da ihtilam olur mu? dedi. Bunun üzerine Allah Resulü: "İki eli toprakla dolasıca! (Bu olmasa) çocuğu kendisine ne ile benzeyebilir?" buyurdu.
HAK 5546 2161 4632 2164 2892 4468 3445 5987 5988 3373 982 4354 5732 5737 5449 5336 3197 4292
YARDIM 3013 5196
KEHANET 5142
ZİNA
ZİNA İLE İLGİLİ AYETLER:
Sizden kimin, hür mü’min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü’min genç
kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz.
Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle
onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür
kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten
korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet
edendir.
Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse,o kadınları ölüm alıp götürünceye veya Allah onlar hakkında bir yol açıncaya kadar kendilerini evlerde tutun (dışarı çıkarmayın).74/15 Ayet
Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur. 17/32
Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe
inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız
tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. 24/2
Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi
olmasaydı, hâliniz nice olurdu? 24/10
Onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha kulluk etmeyen, haksız yere, Allah’ın haram kıldığı cana
kıymayan ve zina etmeyen kimselerdir. Kim bunları yaparsa ağır azaba uğrar. 25/68
Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak orada ebedî kalır. 25/69
Ey Peygamber’in hanımları! İçinizden kim apaçık bir çirkinlik yaparsa, onun cezası iki kat verilir. Bu,
Allah’a göre kolaydır. 33/30
Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde, onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik hâlinde)
boşayın ve iddeti sayın.1 Rabbiniz olan Allah’a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir hayâsızlık
yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar
Allah’ın sınırlarıdır. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki
Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır. 65/1
ZİNA İLE İLGİLİ HADİSLER:
- Veled-i zinaya, ana-babasının suçundan hiçbir sorumluluğu yoktur. Kimse kimsenin suçunu- günahını taşıyamaz. 4496
- Yedi kat gökler, yedi kat yerler ve dağlar zina yapan adama lanet ederler. Zinakarlrın edep yerlerinin kokusu muhakkak cehennem ehlini rahatsız edecektir.1377
- Bir ülkede zina ve riba sökün edip yayıldığı zaman, Allah’ın kitabını-azabını karşılarında bulurlar.722
- Kul zina etmek istediğinde, iman çıkıp başında bir gölge gibi durur. Vazgeçince kendisine iman hemen dönüverir. 650
- Herhangi bir adam bir hür veya köle kadınla zina ederse, çocuk zina çocuğu olur. Baba cihetinden ne varis olabilir ve ne de kendine varis olunabilir. 2137
- Zina fakirliğe yol açar.2546
- Zinadan bir türlü vazgeçmeyen puta tapan kimse gibidir. 2939
Ebu Hureyre'nin (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.), "Helak edici olan yedi şeyden uzak durunuz" buyurdu. Ey Allah'ın Resulü! Onlar nedir? denildi. Allah Resulü: "Allah'a şirk koşmak, sihir yapmak, bir hak karşılığı olması dışında Allah'ın haram kıldığı bir cana kıymak, yetim malı yemek, faiz (yoluyla elde edilen kazancı) yemek, düşmana hücum sırasında harpten kaçmak, zinadan uzak durmuş (onu hatırından bile geçirmeyen) Müslüman kadınlara zina isnat etmek" buyurdu.
İbn Ömer'in (r.ahm.) rivayet ettiğine göre:
Saîd b. Cubeyr şöyle anlatıyor: Musab b. Zubeyr'in emîrliği zamanında bana birbirlerine lânet okuyan iki kişinin araları ayrılır mı? diye sordular. Ben ise sorunun cevabını bilmediğimden hemen İbn Ömer'in Mekke'deki evine gittim ve uşağına hitaben: İbn Ömer'le görüşmem için izin iste, dedim. Uşak da: "O, öğlen uykusundadır" dedi. Bu sırada İbn Ömer benim sesimi duyup: "İbn Cubeyr mi?" diye sordu. Ben: Evet dedim. İbn Ömer: "Gel! Vallahi bu vakitte buraya geldiğine göre mutlaka bir ihtiyacın olmalı" dedi. Ben içeriye girdiğimde İbn Ömer bir deve çulu üzerine uzanmış ve içi lif dolu olan bir yastığa yaslanmış haldeydi. Ona: Ey Ebu Abdurrahman! Birbirlerine lânet okuyan çiftin arası ayrılır mı? diye sordum. Bunun üzerine İbn Ömer: "Sübhanallah! Tabi ki. Bu mesele ile ilgili olarak ilk soru soran falancadır." O kişi Hz. Peygamber'e şöyle sormuştu: "Ey Allah'ın Resulü! Ne buyurursunuz; herhangi birimiz karısını zina hâlinde bulsa ne yapmalıdır? Eğer karısının zina yaptığını söylese büyük bir şey iddia etmiş olacak; bunu yapmayıp sussa, yine böylesine önemli bir hadiseye karşı susmuş olacak!" Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.) sükut ederek ona bir cevap vermedi. Bu olayın üzerinden biraz vakit geçince o kişi, tekrar gelerek şöyle dedi: "Sana sormuş olduğum iş başıma geldi." Bunun üzerine yüce Allah Nur suresindeki eşlerinin zina ettiğini iddia edenlerle ilgili ayetleri indirdi. "Allah Resulü de bu ayetleri o kişiye okudu ve ona nasihat ederek, Dünya azabının, Ahiret azabından daha hafif olduğunu hatırlattı. O da, "Hayır! Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki ben karıma iftira etmiyorum!" dedi. Hz. Peygamber sonra kadını çağırdı, aynı şekilde ona da öğüt verip, dünya azabının Ahiret azabından daha hafif olduğunu hatırlattı. Kadın, "Hayır! Seni hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki kocam yalan söylüyor" dedi. Bunun üzerine Allah Resulü önce erkeğe yöneldi ve erkek, Allah'a yemin ile kendisinin doğru söylediğine dört defa şahadet etti. Beşincide ise eğer yalan söylüyor ise Allah'ın lânetine uğramayı istedi. Hz. Peygamber sonra kadını da bu şekilde lânet okumaya çağırdı. Kadın da Allah'a yemin ile kocasının yalan söylemiş olduğuna dört defa şahadet etti. Beşinci de, eğer kendisi yalan söylüyor ise, Allah'ın gazabına uğramayı
istedi. Bunun sonucunda Hz. Peygamber onları ayırdı."
GÜNAH 4750 2959
Abdullah b. Amr b. As'ın (r.ahm.) anlattığına göre:
Allah Resulü (a.s.): "Kişinin ebeveynine sövmesi büyük günahlardandır" buyurdu. Ey Allah'ın Resulü! Kişi ebeveynine söver mi? dediler. "Evet, bir kimse başkasının babasına söver, o da onun babasına söver. Yine bir kimse, başkasının annesine söver, o da, onun annesine söver" buyurdu.